Oscar'ın Ardından
Oscar'ın üzerinden aşağı yukarı 24 saat geçti. Törenin heyecanı yatıştı, sakinleştik. Şimdi tekrar geceye dönüp sezonun Oscar üzerine son yorumlarını yazma vaktidir.Birkaç sene önce "önemsiz" gördüğü kısa film ödüllerini koltukta vermeye başlayarak bence Oscar'ın ruhuna aykırı giden akademi, bu yanlışından çark ettikten sonra, bu sene işi bir adım daha ileri götürerek tüm adayları onurlandırmaya karar vermiş ve buna uygun bir açılış videosu hazırlamış. Perdenin açılmasıyla Spielberg'ten Inarritu'ya, Ethridge'den Hudson'a tüm adayları birer birer en komik hallerinde izleme şansına ulaştık. (amatör havaya sahip montaj, aynı zamanda "YouTube" ve benzeri sitelerle "ünlü" olanları hatırlatır gibiydi, çağa bu açıdan uygundu) Aynı mantıkla, finalde ödül kazananların topluca podyumda gösterilmesi etkinliği de programın başına alınıp, tüm adayların salonda alkışlanması haline dönüştürülmüştü. Sanata pek uymayan "yarışma" havasını Oscar'ın üzerinden biraz olsun alacak iki önemli adımdı, alkış aldı.
Ellen Degeneres sahne aldığı andan itibaren bildik komedisini sergilemeye başladı. Fazla politikleşmedi (ama bir Al Gore esprisi yapmadan da durmadı) ve lafı fazla uzatmadı. İlerleyen dakikalarda da diğer evsahiplerine oranla sanki daha az süre aldı ama lafa girdikçe podyuma çakılı kalmayıp töreni Kodak Theatre'ın her tarafına yaymayı başardı. Konuklarla diyaloğa girdi. Clint Eastwood'a, Scorsese'ye, Spielberg'e koltuklarında sataştı ve hatta programı kapatırken yerleri de süpürmeye başladı. Kısaca her açıdan farklıydı, her açıdan Ellen'dı. (bir hayvanları eksikti. Hani bir fil falan getirir diye beklemiştim ben)Akademi, senaryo sunumlarında senaryodan bölümler okutarak, kostüm adaylarını modellerin üzerinde tanıtarak, başkan Sid Ganis'in konuşmasını hızlandırılmış sunarak ve aralara serpiştirilen montaj bölümlerini ünlü yönetmenlere yaptırarak, Ellen'in farklılaşma dalgasını takip etti.

Sunucular arasında hem yeni hem eski isimleri gördük. Kıdemlilerden Nicole Kidman, Tom Cruise, John Travolta dikkat çekse de en çok eğlenen yine Tom Hanks oldu. 2004'teki törenin iki efsanesi, Jack Black ve Will Ferrell yine olağanüstü bir müzikal şov sundu, üstelik bu kez ekibe John C. Reilly'yi de dahil ettiler. Ve tabii gecenin finalinde üç dev Francis Ford Coppola, George Lucas ve Steven Spielberg'ün sahne alıp aralarında şakalaşarak Martin Scorsese'ye ilk Oscar'ını sunmaları Oscar tarihinin
görülmeye değer anlarından biri olarak aklımıza kazındı.

Yeniler tarafında iki bücür, Will-Jada Pinkett Smith'in oğlu Jaden Smith'le, Little Miss Sunshine Abigail Breslin boylarından büyük iş çıkardı. Diane Keaton'u Jack Nicholson'la birlikte gecenin en önemli ödülünü, en iyi filmi sunarken görmek biz hayranları için ayrı bir gurur kaynağı oldu.
Amerika'nın bir diğer önemli TV programı SuperBowl için özel reklamlar hazırlanır, ilgilenenler bilir. Oscar'larda aynı çabayı ne yazık ki göremiyoruz. Apple iPhone'un ilk reklamlarını sinema teması içine oturtarak fanatik Windows'çu şahsımdan sempati kazandı. Aynı zamanda JC Penney de eski filmlere atıfta bulunan klibiyle saygı topladı. Son olarak Diet Coke reklamında Judy Garland'ın sesini duymak duygusal anlar yaşattı. Seneye daha fazla istiyoruz reklam camiası, haberiniz olsun.Ve ödüller. Bana sorarsanız törenin çok da önemli olmayan ayrıntısı.
Bu sezon galipler birçok dalda aşağı yukarı belli olduğundan ödüller pek heyecan yaratmadı. Scorsese'nin The Departed'ı sanatsal değer açısından değil ama gişe ve Hollywood'a uyum açısından zayıf rakiplerin karşısında çok zorlanmadı. Törenden önce en iyi film dalı tüm adaylara açık gibi göründüyse de Scorsese'ye ödül vermeye kararlı akademi diğer adayları silmekte zorlanmamış belli ki. Oscar'ın uluslararası olması teması işlendikçe Babel adına ümitlenmiştim ama olmadı.

Sürpriz olarak sayılabilecek ödüller Alan Arkin'in Eddie Murphy'yi En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu'da, Alman Filmi Das Leben Der Anderen'in Oscar'ı etkisi altına alan Meksika kaynaklı film akımından Pan's Labyrinth'i Yabancı filmde ve Marie Antoinette'in The Devil Wears Prada'yı (iki sempatik sunucu Emily Blunt ve Anne Hathaway'i üzerek) kostümde geride bırakmasıydı. Arkin ve Antoinette'in ödüllerine hak veriyorum, yabancı filmdeyse konuşmak için filmleri izlemek lazım. Ödül kabul konuşmalarında da pek yenilik ve canlılık yoktu, hatta sıkıcı olacağı düşünülen Helen Mirren en canlı konuşmalardan birini yaptı, diğer ödül sahipleri kağıttan yazı okumakla yetindi.
Ellen Degeneres'in evsahipliğinde 79. Oscar ödül töreni tarihe en iyi tören olarak geçmese de, eminim ki birçok geleneğin başladığı ve tabii Martin Scorsese'nin ilk kez Oscar aldığı gece olarak akıllara kazınacak.
