No Country For Old Men ****
Son dakika gelişmesi! Baskıyı durdurun! Coen kardeşler geri döndü!
Kara film klasiği "The Man Who Wasn't There"den 6 yıl ve iki az sevilmiş film sonra, kara komedinin yıldız ekibi, kan dondurucu ama komik bir western'le tekrar huzurlarınızda.
Llewelyn Moss (Josh Brolin), çölün ortasında avlanırken bir suç mahalliyle karşılaşır. Beş kamyon ve biri köpek birkaç cesetten oluşan sahne, başarısız bir uyuşturucu alışverişinin sonucudur. Uyuşturucunun olduğu yerde para da olduğundan, Moss, bir öğleden sonra mesaisinden iki milyon dolarlık servetle döner.
Ne çare ki, para her zaman olduğu gibi, başta arkasında cesetler bırakarak Moss'u takip eden hava silahlı katil Anton Chigurh olmak üzere sorunları da beraberinde getirir. Bir diğer yasadışı iş adamı Carson Wells (Woody Harrelson) ve bölgenin şerifi Tom Bell (Tommy Lee Jones) kovalamacaya katılan son iki isim olur.
Coen'ler genelde sıradışı karakterleriyle tanınır (bakınız "The Big Lebowski"). No Country'de, sıradışılık, vahşi batının karizmasıyla birleşiyor. Pek konuşmayan Moss ve Chigurh, kendi kanlarının içinde yüzmedikleri sürelerde ya plan yapıyor, ya kaçıyor ya da ateş ediyor. Bardem korkutucu kötü adam, Brolin nispeten daha sıcak kahraman olarak harika performanslar çıkarsa da, Tommy Lee Jones bezgin şerif Bell rolünde sahneyi çalıyor. Usta, ölü köğek üzerine tek cümlelik bir espriyle olsun, bir kasap üzerine uzun bir monologla olsun, kahkaha toplamayı beceriyor. Trainspotting'teki liseli kız olarak hatırlayabileceğiniz Kelly MacDonald Moss'un karısı rolünde birkaç sahnede kendini gösterirken; Woody Harrelson ve Stephen Root kara komediye ve hikayeye ufak katkılarda bulunuyor.
Yönetmen/yazar (Cormac McCarthy'nin romanından uyarlama) ikilisi hızı düşük tutsa da, film duraklamıyor, can sıkmıyor. Kahraman ve kötü adamın her karşılaşmasında izleyici tırnaklarını kemirmeye başlıyor ve tam finalin nasıl olacağını kafanızda oluşturduğunuz anda gelen bir şok kafanızı karıştırıyor.
Bahsi geçen iki ara film, Intolerable Cruelty ve The Ladykillers'ı sevmedim değil ama Coen kardeşleri tekrar tanıdık sularda görmek iyi geldi. Kahkahalarla güldükten sonra birinin vahşi bir şekilde öldüğünü farkedip utanmayı özlemişim (evet, pek normal sayılmam, ama yine de dediklerimin arkasındayım).
