Man's Favorite Sport? ***1/2
Ne futbol, ne golf, ne buz hokeyi. "Man's Favorite Sport"un Henry Mancini - Johnny Mercer imzalı açılış şarkısına göre erkek milletinin en sevdiği spor karşı cinsle ikili ilişkiler.
Filmin adındaki "adam", Roger'ın en sevdiği spor balıkçılık. Balıkçılık malzemeleri satan bir mağazada hatırlı müşterilerine sporla ilgili ipuçları veren, hatta bu alanda kitaplar yazan Roger'ın keyfini iki genç kadın bozar. Haftasonu düzenleyecekleri balık avlama yarışmasına "büyük usta"yı katıp ilgi çekme çabası içindeki Abigail ve Isolde, patron William Cadwalader'ı ikna edince, müşterilerinden duydukları ve okuduklarıyla balık avlama teorisinde önemli yol almış olsa da, pratikte nal toplayan, balıktan nefret eden Roger telaşa kapılır. Büyük sırrı öğrenen Isolde, kendini affettirmek için acemi balıkçıya haftasonuna kadar hızlandırılmış kurs teklif eder.
Filmde, alışık olduğumuz "oğlan kızı takip eder" senaryosu tersine döndürülüp, ipler Abigail'in ellerine teslim ediliyor. İlk elde 1960'larda kadın karakterlerin kabuğunu kırmasının getirdiği bir yenilik gibi görülebilir ama yönetmen Howard Hawks'un iki eski klasiği, Bringing Up Baby ve His Girl Friday'e ufak bir bakış, 1938 ve 1940 yapımı iki filmdeki romantik ilişkilerin çok farklı olmadığını gösteriyor. Özellikle Bringing Up Baby'de Katharine Hepburn'un oynadığı karakterle Abigail, Cary Grant'in şaşkın halleriyle Roger'ın koşuşturmaları arasında paralellikler kurmak mümkün. Usta yönetmen, klasiklerindeki gibi bu filmde de, çiftin bir araya gelmesini son dakikalara kadar bekleterek, komediyi romantizm uğruna harcamıyor.
Ne çare ki, Katherine Hepburn'ün Bringing Up Baby'deki oyununu açık yolda hızını almış giden bir trene benzetirsek, Abigail'i oynayan Paula Prentiss'in performansı her durağa uğrayan banliyö trenine denk geliyor. Hızı daha düşük, yer yer tekliyor ama iki durak arasındaki mesafede iyi gidiyor. Karşısında dönemin jönü Rock Hudson diyalog sahnelerini karizmayı fazla bozmadan, olması gerekenden biraz daha ciddi oynarken; filmin komedi yönünün büyük kısmını oluşturan fiziksel komedi sahnelerinde şekilden şekile girmekten çekinmiyor. Bu sahnelerin başarısına rağmen gözler yine de Hawks'ın masa tenisi maçı tadındaki diyaloglardan doğan komedisini aramaktan vazgeçmiyor.
Man's Favorite Game, 1934'teki Hays Code'la ağzına biber sürülüp terbiyeli çocuk haline getirilen Hollywood'un 1960'larla birlikte cinselliği geri getirdiği örneklerden biri olarak da dikkat çekiyor. Prentiss ve filmin diğer güzeli Maria Perschy (kendisinin pek bir işlevi yok) Marilyn Monroe kadar açıktan olmasa da "seksi" olduklarını belirtmeyi ihmal etmiyor. Tabii günümüzün serbestliğine birden geçilmediğinden, bahsi geçen seksapel "hayalgücüne" dayalı. Örnek vermek gerekirse, filmin iki güzeli Abigail ve Isolde, Roger'la konuşurken yağmur yağmaya başlar (tabii kızların sırtı kameraya dönük), Roger "ıslanıyorsunuz, her tarafınız görünüyor" demeye çalışırken kızlar sürekli sözünü keser, seyirciye Roger'ın yüz ifadesinden neler gördüğünü tahmin etmek düşer. Kendince bir inceliği, naifliği ve ister istemez zorlukları olan bu yan yollar Hollywood'un önündeki sansür engellerinin kaldırılmasıyla terk edildiğinden, günümüz romantik komedilerine alışık izleyiciye garip gelebilir.
Türün, ve genel olarak sinemanın, büyük ustalarından birinin olgunluk döneminde gelen "Man's Favorite Sport?" sinema anlamında büyük katkılar yapamasa da eğlencelik olarak iyi gidiyor.
