Fred & Ginger - Bölüm 4
Fred ile Ginger RKO'daki son iki filmi Carefree ve Story of Vernon and Irene Castle öncekilerden farklılıklarıyla dikkat çekiyor.Carefree ***1/2: Psikolog Tony Flagg (Fred Astaire), arkadaşının evlenmeye yanaşmayan nişanlısı Amanda'ya (Ginger Rogers) kızın evlilik şüphelerini gidermeye çalışırken aşık olur. Arkadaşıyla aşkı arasında kararsız kalan doktor, bu süreçte genç kızın beyniyle hipnoz yoluyla oynamaktan çekinmeyince, beklenen karmaşa doğar.
Filmden akılda kalan dans sahnesi yok ama, birlikte oldukları süreçte ilk kez Fred Astaire'den dakika çalan Ginger Rogers'ın ses performanslarına ilaveten harika bir komedi solosu var (genelde soloları Fred yapar malum). Flagg tarafından ilaçla uyutulup, tüm çekincelerinden kurtulmuş halde laboratuardan firar eden Amanda şehirde kendince eğlence yaratırken Rogers'ı hayranlıkla izleyip kahkahalarınızı koyvermekten başka bir şey elinizden gelmiyor. Fred'in aynada kendisiyle konuştuğu sahne de filmin özel efekt numarası olarak akılda kalıyor.
Mark Sandrich yönetmen sandalyesinde, Irving Berlin müziklerin başında olmasına rağmen Carefree, Rogers'ın komedi yeteneği hariç, Fred-Ginger antolojisinde sönük kalıyor.
Story of Vernon and Irene Castle ***: RKO, Astaire'in istediği maaşı ödeyemeyince stüdyoyu zor dönemlerinde ayağa kaldıran ikili, kendileri gibi dans pistinde Amerika'yı hayran bırakan Castle'ları işleyen biyografiyi çektikten sonra ayrılıyor.

Beş parasız komedyen Vernon Castle (Fred Astaire), başka bir kızın peşinde koşarken tesadüfen (bir köpeğin yardımıyla) acemi aktris Irene Foote (Ginger Rogers) ile karşılaşır. Castle'a aşık olan Irene, onu komediyi bırakıp kendisiyle birlikte dans sahnelemek için ikna eder, çalışmalar sırasında Vernon da Irene'e aşık olur, evlenirler. Bir tiyatro yapımcısının davetiyle Paris'e giden çift, oyunun gitgide gecikmesi üzerine ellerindeki parayı da tam tüketmişken Maggie Sutton (Edna May Oliver) "keşfedilir", Paris'te parlayan kariyerleri Amerika'ya dönünce daha da büyür.
Irene Castle'ın anılarını anlattığı kitaptan yola çıkması ve bizzat kendisinin gözetiminde çekilmesi filmde olanların gerçekliği hakkında olumlu haberler verse de, o zamanki film yapımcılarının biyografileri biraz süslemeyi sevdiğini hatırlayıp temkinli yaklaşmakta yarar var (eskilerden Three Little Words bu güzelleştirmelere iyi bir örnek. Yakın zamanda da A Beautiful Mind için benzer sözler edillmişti). Tabii benim gibi biyografiyi tarih kitaplarına (ya da wikipedia'ya) bırakıp ekranda gösterileni film olarak kabullenmek de bir diğer tercih.
Ne açıdan bakılırsa bakılsın, Castle'ların hikayesi, Fred ve Ginger'ın müzikal komedi filmlerinin genel formülüne uymuyor. Dramı biraz daha fazla, temposu daha düşük, komedisi az. Dansların da sınırlı kalması, filmin tadını iyice kaçırıyor ve film Fred'den RKO'ya kötü bir elveda olarak akıllarda kalıyor.
Barkleys Of Broadway ****: Gene Kelly - Judy Garland filmi olarak planlanan Easter Parade çekimlerinde Kelly sakatlanınca; o ara "yetti gari" deyip emekliliğini ilan etmiş, atlarını yarıştırmakta olan Fred Astaire göreve çağrılır. Filmin başarısına ilaveten, Astaire ile Garland da birlikte çalışmayı sevince, ikili için The Barkleys Of Broadway yazılır. Ancak Garland'ın sağlık sorunları bu kez de Astaire'i yalnız bırakır. Tam bu sırada Astaire'in 10 senedir birlikte çalışmadığı Ginger Rogers, yapımcı Arthur Freed'e Easter Parade'in başarısını kutlamak için telgraf gönderince, Rogers ile Astaire son kez (ve ilk kez Technicolor renkleriyle) bir araya gelir, Broadway çifti Barkley'leri canlandırmak üzere.Birbirlerine aşık olsalar da, boş zamanlarını değerlendirmek için sudan sebeplerle kavga eden Broadway'in yıldız çifti Barkley'lerin arasına, oyun yazarı Barredout (Jacques François) Fransız yapımı bir kara kedi olarak girer. Barredout'ya göre çok başarılı bir drama aktrisi olabilecek Bayan Barkley'nin yeteneği müzikal komedilerde harcanmaktadır. (müzikalleri hafif bulup burun kıvıranlara bir taşlama mı dersiniz?) Bay Barkley'nin, iltifatları aktaran eşine "sana her bildiğini ben öğrettim" şeklinde karşılık vermesiyle örnek çiftin evliliğindeki hafif rüzgar fırtınaya dönüşür. (Easter Parade geliyor akla. Orada da Astaire'in karakteri Ann Miller'ın oynadığı aktrisi kendisinin yarattığını söyleyip, sonra bunu ispatlamak için yeteneksiz (!) Garland'dan bir yıldız çıkarıyordu) Fırtınayı dindirmek, romantik komedi çorbasının elzem katkısı "çiftin en yakın arkadaşı" Ezra Millar'a (Oscar Levant) düşer.

Birinciden sonuncuya her müzikal numara (geçen on senenin ardından bile) estetiği ve rahatlığıyla keyif veriyor. Fred Astaire'in özel efektli solo numarası "Shoes With Wings On" gözleri faltaşı gibi açtırsa da, filmin müzikal zirve noktası, Gershwin'lerin Shall We Dance için yazdığı, ikilinin en bilinen şarkılarından "They Can't Take That Away From Me"ye kalıyor. Unutmadan, piyanist Oscar Levant'ın "Sabre Dance" sahnesine de bir şapka çıkarmak gerek.
Pistte harikalar yaratan Astaire - Rogers, evliliğin hır-gürünü ve romantik anlarını da aynı beceriyle sergiliyor. Birlikte çektikleri 9 filmin bu başarıda payından şüphe yok. Astaire RKO'dan ayrıldıktan sonra müzikal komedilerden dramalara geçen Ginger Rogers'ın kariyeriyle oynadığı karakter arasındaki paralelliklerin oyununa etkisi ise tartışılmakta, bitince ben haberdar ederim. Filmin üçüncü adamı, her sahnesinde yanında ayrı bir güzel bulunduran Oscar Levant, gamsız tavrıyla başkarakterin yanında ezilmeyi reddeden, tipik değil, örnek romantik komedi yan karakteri olarak yeni kuşak yönetmenlerce izlenmeli.
Ve böylece ince, ağırlıksız adamla; sarışın sivri dilli güzelin hikayesi, kendisine yakışır bir sonla sinema tarihine yazılıyor. Zirvedeyken Amerika'yı sinema kapılarında kuyruğa dizen Fred ve Ginger, 70 yıl sonra bugün bile; komedileri, dansları ve romantizmleriyle izleyeni oturduğu koltuktan ve dünyanın dertlerinden uzaklaştırmayı başarıyor. Zaten "klasik" başka nasıl tarif edilir ki?
