The Dick Van Dyke Show *****
Eğlencelik olarak görüldüğünden olsa gerek, televizyon yapıtlarının ömrü genelde sınırlı oluyor. 70-80 yıllık sinema filmleri halen az çok ulaşılabilir durumdayken, şu sıralar Amerika'nın geniş izleyiciye ulaşan kanallarında en eski olarak aşağı yukarı 10 yıl önce aktif olarak üretilen programlar (Friends, Seinfeld) gösteriliyor.
Neyse ki artık DVD'ler var, neyse ki artık klasik televizyon programları DVD'ye aktarılıyor, neyse ki Netflix Watch Now hizmetiyle abonelerine internetten film izletiyor, neyse ki o öğleden sonra canım sıkıldı da Netflix'in sayfalarını dolanmaya başladım ve neyse ki The Dick Van Dyke Show'a rastladım.
İster beş kahkaha bir pirzola hesabından et paritesine vurun, ister antidepresan ilaç fiyatlarını bölüp toplayıp çarpın. The Dick Van Dyke Show, "aptal kutusu" televizyonun en kıymetli mücevherlerinden.
Komedyen Carl Reiner (Ocean's serisinde (11,12,13) Saul karakterini oynuyor), 1960'larda, karşısına iyi bir program teklifi gelmeyince oturup "kendin pişir, kendin ye" mantığıyla bir komedi yazarını oynayacağı bir dizi yazar. Başkarakter, Rob Petrie, Amerikan orta sınıfının (şu sıralar TV'nin saldırısına maruz kalan) "suburbia"sında kurulu evindeki mutlu ailesi (eşi Laura ve oğlu Ritchie) ile dizi içindeki dizi "Alan Brady Show"u birlikte yazdığı iş arkadaşları (Buddy ve Sally) arasında mekik dokuyacak, komik durumlara düşecek ve izleyeni güldürecektir. En iyi komedinin hayattan çıkacağına inanan Reiner, tüm bu karakterleri çevresindeki insanlardan esinlenerek oluşturur, ilk bölümü çeker. Elinden gelenin en iyisini yaptığını düşünen yazar ümitlidir. Ne var ki ilk bölüm beğenilmeyince "Head Of The Family" kayıtlara ölü doğum olarak geçer.
Hayalkırıklığına uğrayan Reiner televizyondan elini eteğini çekmeye niyetlenmişken dönemin efsane yapımcılarından, altına imzasını attığı her diziyi kabul ettiren Sheldon Leonard senaryoyla ilgilenir, Reiner'ı başrolden alıp yazar konumuna getirir. Robert Petrie rolü, bir süre televizyonda gezindikten sonra Broadway'e geçip 1960'da Tony ödülü kazanan Dick Van Dyke'a teslim edilince yeni programın adı belirir: "The Dick Van Dyke Show"
Fiziksel komedinin en başarılı uygulayıcılarından biri olarak bilinen Dick Van Dyke'ın bu özelliği dizide sıkça kullanılsa da "gerçeğe" bağlı kalmaya kararlı Reiner, dozu kaçırıp Rob Petrie'yi sürekli düşen, sakar ve klişe bir komedi tipi haline getirmiyor. Herkesin ara ara başına gelen o talihsiz anlarda (sehpanın üzerinden yuvarlanmak gibi) fiziksel komedisini sergileyen Van Dyke, bir sonraki komedi sahnesinde bu kez zamanlamasıyla, mimiğiyle ya da tonlamasıyla izleyiciyi yakalıyor. İşyerinde şef konumunda olduğundan ciddi davranan Rob, evinin rahatlığında çocuklaşarak (polisçilik oynamayı pek seviyor misal) komedi saflarına dahil oluyor.
Dizinin ikinci önemli karakteri, Robert'ın eşi Laura rolü için sayısız aday deneyip aradığını bulamayan Reiner'a, Sheldon Leonard "bulduğunda bulduğunu farkedeceksin" derken; dizinin bir diğer yapımcısı komedyen Danny Thomas, Mary Tyler Moore'u önermiş. Danny Thomas'ın kendi programında kızını oynayacak aktris için yaptığı seçmede son iki aday arasına kalan, ancak Thomas'a benzemediği için elenen Moore, seçmede Reiner'la bir iki cümle okuduktan sonra, Reiner kızı kafasından tutup (mecazi değil) Sheldon Leonard'a götürmüş: "Buldum"
TDK'nin "şirin" tanımına ("sevimli, cana yakın, tatlı, hoş") birebir uyan Mary Tyler Moore, Dick Van Dyke karşısında (genç yaşı dolayısıyla beklenmeyen) komedi yeteneğini de sergilemeye başladıktan sonra Amerikan televizyon seyircisinin gözbebeği haline gelmiş (ki hak vermemek elde değil) Doğal ortamında (evinde) komikleşen Rob'ın karşısında çoğunlukla sakin duran Laura, yeri geldiğinde o halinden fersah fersah öteye gidiveriyor. Hele ki o meşhur, kendisine özgü sinir krizlerinde... Dick Van Dyke, Moore'un yeteneğinin, çekimler sırasında, screwball komedinin kraliçesi Carole Lombard ile karşılaştırıldığını belirtiyor DVD'ye eklenmiş röportajların birinde.
Petrie ailesini, Larry Matthews, çiftin oğlu Ritchie olarak tamamlıyor. Pek görünmeyen, görünse de fazla katkı yapmaya fırsat bulamayan Ritchie, daha çok kendi küçük dünyasından ufak çıkışlarla büyüklerin dünyasında çalkantılar yaratıyor ("Baba ben nereden geldim?" gibi). Petrie'lerin komşusu ve en yakın arkadaşı olarak Jerry - Millie Helper çiftini Jerry Paris - Ann Morgan Guilbert canlandırıyor. Helper'lar, Petrie'lere, sorun yaratarak ya da varolan sorunları büyüterek "destek" oluyor. Carl Reiner'ı ısrarlarıyla bıktırıp diziyi bir bölüm yönetme şansı yakalayan Jerry Paris, gizli yeteneği ortaya çıkıp kameranın önünden çok arkasına ağırlık verdikçe, Guilbert, Laura'nın sırlarını paylaşma ve seyircinin sorularını ("anlatsana, sonra ne oldu?") seslendirme görevini tek başına sırtlar hale geliyor.
Dick Van Dyke Show'un öbür yarısı, Rob Petrie'nin iş yeri, "Alan Brady Show"un yazarlar odasının iki yerlisi Buddy ve Sally'yi, gösteri dünyasının duayenlerinden Morey Amsterdam ve Rose Marie sahiplenmiş. Erkek peşinde koşan, erkek gibi davranan komedyen Sally karakterine uygun oyuncu arayan Carl Reiner'a yardım yine Sheldon Leonard'dan gelmiş: "En iyisini istiyorsan Rose Marie'yi çağır". Üç yaşında sahneye çıkan ("ondan önce pek birşey yapmadım" diyor kendisi sonradan bir ödül töreninde), sonra radyoda ve televizyonda kariyerine devam eden Rose Marie, o dönem için ender olan güçlü kadın portrelerinden birini çiziyor, hazırcevaplığıyla His Girl Friday'in Rosalind Russell imzalı Hildy'sini (ve 40'larda üretilmiş benzeri karakterleri) anımsatıyor.
Rose Marie, Sally rolünü aldıktan sonra, hemen her sahnesini karşılıklı oynayacağı Buddy rolüne Morey Amsterdam'ı önererek diziye ikinci büyük katkısını yapmış. "Şaka makinesi" olarak bilinen Amsterdam, her duruma uygun kısa esprileriyle önce vodvil sahnelerinde, sonra Rose Marie gibi radyo ve televizyonda yükselmiş. Buddy karakteri de aynı Amsterdam gibi bir şaka makinesi. Özellikle az görünen karısı Pickles ve "Alan Brady Show"un kel yapımcısı Mel Cooley üzerine, kimisi kendi arşivinden çıkma, esprileri, olağan durum komedisi akışına sos olarak eklenmiş.
Ana kadroda görünmese de zaman zaman Buddy ve Sally kadar süre alan, "Alan Brady Show"un yapımcısı Melvin Cooley'i oynayan Richard Deacon, Morey Amsterdam'a karşı bir denge unsuru oluşturuyor. Yazar odasına her girişinde Buddy'nin yaralayıcı esprilerinden birine maruz kalan Mel, sinirlense de ciddiyetini kaybetmiyor. Komediye pek fırsat bulamayan Deacon, programın belki de tek "sıradan adam"ı.
Mel'i yerden yere vurmaktan zevk alan bir diğer karakterse "Alan Brady Show"un yıldızı, Alan Brady. İlk sezonlarda yüzü görünmeyen, sonradan bazı bölümlerde oyuna katılan, egoist ve görünüm düşkünü Alan Brady'yi, yazar Carl Reiner bizzat canlandırıyor. Sürekli "kapa çeneni!" diye azarladığı kayınbiraderi ve yapımcısı Mel Cooley ne kadar ciddiyse, Alan Brady o kadar çizgi dışı. Çok dakika almadığı için Reiner'ın bu halleri rahatsız etmiyor, aksine güldürüyor.
Carl Reiner'ın veya onun gözetiminde bir başka yazarın (Joss Whedon'ın dedesi John Whedon ve Pretty Woman'ın yönetmeni Garry Marshall iki örnek) ellerinden çıkma, normal bir The Dick Van Dyke Show bölümü evde ya da işte bir yanlış anlama ya da sorunla başlıyor. Büyüklüğüne göre zaman zaman karşı tarafa da taşan olaylar bölüm sonunda tatlıya bağlanıyor. Gerçekçilik temel prensibinin gereği olarak günlük hayatta karşılaşılabilecek şekilde seçilen konular (ufak bir eş kıskançlığı, okulda sorun yaşayan bir çocuk, iş arkadaşını evlendirme çabaları, eşin bilinmeyen çıplak tablosunun ortaya çıkması vs. (bu sonuncusu gerçek görünmese de yazarlardan Bill Persky ile oyuncu/yönetmen Jerry Paris'in başına gelmiş)), karakterlerin çabasıyla büyük facialara (ve komediye) dönüşüyor. Evlilik ve genel çalışma hayatı konularının yanında, o zamanlar için bir yenilik olarak, televizyon dünyasının kapısı da zaman zaman sıradan insana açılıyor. (Bu anlamda, diziyi, NBC'nin bu sezonki iki yapımı Studio 60 ve 30 Rock'ın da öncülü saymak mümkün) 
Yazarlar bir çok kez zaman akışını rayından çıkararak hafif bir gerilim yakalıyor. İzleyici sonuçta her şeyin tatlıya bağlanacağını bilse de yaratılan durumlar "buradan nasıl kurtulacaklar bakalım?" sorusuyla akıcılık sağlıyor. Anlatımda sıkça kullanılan bir diğer yöntem de geriye dönüşler. Evli ve çocuklu bir çift olarak tanıdığımız Petrie'lerin o konuma nasıl geldiğini dışarıdan gelen bir soruya (komşular Millie ve Jerry'den, oğulları Ritchie'den, iş arkadaşlarından ya da bir vergi memurundan) cevaben izleme fırsatı buluyoruz. (misal Laura ve Rob'un neden teslim edilmeye hazır bir boşanma başvurusu var?) Alıştığımız karakterleri olağan ortamlarının dışına çıkararak tekdüzeliği kıran, yeni konuk oyunculara yer açan bu bölümler, aynı zamanda izleyiciye Petrie'leri daha iyi tanıyıp aileden sayma şansı veriyor.
The Dick Van Dyke Show'un hayatın içinden bölümlerinin yanında az sayıda "rüya" bölümü de mevcut. Genelde Rob'ın uykuya yatmasıyla başlayan bölümlerde, yazarlar gerçekliği kenara itip doyasıya at koşturuyor. İkinci sezonun ortalarına düşen "It May Look Like A Walnut!"ta, Rob, Kolac adlı, "ceviz"le aktarılan bir uzaylı yaratıktan başparmaklarını ve komedi yeteneğini korumaya çalışıyor. Üçüncü sezonun sonundaki "I'd Rather Be Bald Than Have No Head At All"daysa, Rob'ın dizinin bolca dalga geçilen kellerinden biri haline gelişine tanık oluyoruz. Tüm yazı ve yapım ekibini içeren dizinin sondan bir önceki bölümü (ve rüya bölümlerinin bence en iyisi) "Gunslinger"sa karakterlerimizi NY'tan vahşi batıya götürüyor. Bu bölümde, şerif Rob, kasabasını ve güzeller güzeli eşi Laura'yı silahşör Brady'den kurtarmak üzere bir gösteri hazırlamaya koyuluyor.
O zamanın bir çok yıldızı gibi komedi dışında yeteneklerle de donanmış olan dizinin dört ana oyuncusu; Van Dyke, Moore, Rose Marie ve Amsterdam; zaman zaman ufak bahanelerle ("özel" bir Alan Brady programı, gelir amaçlı amatör bir tiyatro oyunu, eski bir arkadaşa yardım vs) sahneye çıkıyor. Van Dyke-Moore çiftinin düetleri ve dansları, Rose Marie'nin sesi ve Amsterdam'ın çello yeteneği diziyi bir basamak daha yukarı taşıyor. Özellikle 3. sezonda Noel özel programı olarak sunulan "The Alan Brady Show Presents"in finalindeki "I'm A Fine Musician" numarası, televizyon komedisinin zirveye çıktığı anlardan biri.
Yapımcı Carl Reiner'ın isteğiyle beş sezonun sonunda, zirvedeyken yayından kalkan "The Dick Van Dyke Show"un son DVD'lerini posta kutumda gördüğümde sevinmek yerine üzüldüğümde, tanışalı bir-iki ay olmasına rağmen Petrie'ler ve Alan Brady Show ekibini kendime ne kadar yakın hissettiğimi farkettim. DVD eklerinde o zamanki kavgalarını gülerek anlatabilecek kadar birbirine yakın, kamera önü ve arkası ekibin ekrandan taşan yeteneği ve bağlılığı, The Dick Van Dyke Show'u "eğlencelik" sınıfından çıkarıp klasikler arasına yerleştiriyor.
O ekipten Morey Amsterdam'ın, açılış müziği için yazdığı sözlerse, 50 yaşına yaklaşan dizinin ana mesajını özetliyor: "Umudunu kaybetme, hayata gülerek bak."
So you think that you've got trouble.
Well trouble's a bubble.
So tell old mister trouble to get lost.
Why not hold your head up high and
Stop cryin', start tryin'.
And don't forget to keep your fingers crossed.
When you find the joy of living Is loving and giving,
You'll be there when the winning dice are tossed.
A smile is just a frown that's turned upside-down.
So smile and that frown'll get lost,
And don't forget to keep your fingers crossed.
