Busby Berkeley - Bölüm 1
Sinema müzikalinin geleceğini çizmeye çalıştığı 1930'larda, Broadway'den Hollywood'a transfer olan koreograf Busby Berkeley, bu yeni oyuncağı, tiyatro sahnesinde sınırlı kalan hayallerini gerçekleştirebilmek için kullanmaya karar vermiş. Bu kararın sonucunda ortaya çıkan, müzikal tanımına "ihtişam"ı ekleyen Busby'nin sahneleri, görsel güzellikleri ve teknik zorluklarıyla yapımlarından yıllar sonra bile hayret ve hayranlık uyandırmayı sürdüyor.Birçok meslektaşı gibi Berkeley de gösteri dünyasının içinde doğmuş. Anne-babası oyuncu, babası aynı zamanda yönetmen. Beş yaşında sahneye adım atan Busby, kariyerini belirleyecek yetenekleri 1. Dünya savaşı sırasında orduda kazanmış. Resmi geçitler için askerleri eğitmek ve düzenlemekle görevlendirilen yönetmen, kalabalık grupları yola getirmeyi, düzen içinde hareket ettirmeyi öğrenmiş. Savaş sonrası Broadway'e bu kez dans yönetmeni olarak dönen Berkeley, devasa koreografileriyle zirveye tırmanmış.
Efsanevi yapımcı Florenz Ziegfeld'le de çalışan Berkeley; Ziegfeld'in 1929 ekonomik buhranı sonrası borçlarını ödemek için film haklarını sattığı Whoppee!'nin dans numaralarını yönetmek üzere, yapımcının onayıyla Hollywood yoluna düşmüş. Stüdyo sahibi Samuel Goldwyn'i dans sahnelerinde tam yetkili olmak için ikna eden Berkeley, tiyatro sahnesinde mümkün olmayanları beyazperdede denemek üzere işe koyulmuş.

Berkeley'nin müzikal sahnelerinde ilk dikkat çeken nokta kalabalıklar ve o kalabalıkları taşıyan geniş setler. Dansçılar, çoğu sahnede askeri birlik disiplininde sıralanarak, geometrik şekiller oluşturuyor. Bu yetmezmiş gibi, o devasa şekiller, büyük bir hız ve düzenle (kimbilir ne kadar prova ve tekrar çekimden sonra) gözlerinizin önünde değişmeye başlıyor. Bizim 23 Nisan - 19 Mayıs stadyum gösterilerini izlemiş olanlar, Busby'nin sahnelerinde pek yabancılık çekmeyecektir. (gösterilere katılmış olanlar da dansçıların durumunu daha rahat anlayabilir. Ben katıldım oradan biliyorum.)
Bu kadar karmaşık sahneleri oluşturduktan sonra onları sadece seyircinin tiyatro sahnesinde göreceği açıdan sabit kamerayla görüntüleyerek ziyan etmek istemeyen Berkeley, kamerasını da harekete geçiriyor. Pek sevdiği tepeden çekimleri, dansçıların arasında ve ayaklarının altında gezintiler izliyor. Uzaktan bakınca açılıp kapanan bir çiçek görürken, yakın çekimlerde yaprakların her birinin bir genç kızca oluşturulduğunu hatırlıyorsunuz. Kendisi gibi Broadway mezunu Fred Astaire'in aksine, bireyi değil topluluğu öne çıkaran Berkeley'nin "yüzler geçidi" çekimleri bu açıdan bakıldığında oldukça şaşırtıcı. Kendi geliştirdiği bu çekimlerde Berkeley, normalde arkalarda bir karaltı olarak kalacak genç kızların yüzlerini sırayla yakın çekimde gösteriyor. Sadece yüzü görünen dansçılar bu bir iki saniyelik sürelerinde ancak gülümsemeye fırsat bulduğundan, çekimin performansa odaklandığını söylemek mümkün değil ama yine de ekran zamanının yıldızlardan alınıp figüranlara hediye edilmesi Busby'nin, numaralar için yoğun çaba sarfeden dansçılarına teşekkürü olarak görülebilir.
Görsel açıdan kusursuz olan numaralar, ne yazık ki anlatımda sorun yaratıyor. Fred Astaire'in numaraları çoğunlukla olay akışının içine yedirilmişken, Berkeley'nin numaraları filmin sonunda, konu aşağı yukarı tamamlandıktan sonra, ayrı birer kısa film gibi gösteriliyor. Genelde ayrı bir yönetmen tarafından çekilen filmin ana kısmında bir tiyatro oyununun sahne arkasındaki karakterlerin, müzikal komedi şablonlarına uygun olarak, ilişkilerinin ve yaşadıklarının işlenmesinin ardından, finalde Busby'nin sahneleri, bahsedilen oyunun parçaları olarak sunuluyor.
Bekleneceği üzere, Broadway'den Hollywood'a hayallerini gerçekleştirmek için gelen usta koreograf, kendisini gerçekçilikle de sınırlamıyor. Berkeley'nin sahneleri senaryoda tiyatro salonunda seyirci karşısında oynanıyormuş gibi gösterilse de, bu dekor ve oyuncuların herhangi bir tiyatro salonuna sığmayacakları gün gibi aşikar. Ama perde açılıp kamera hareketine başladıktan sonra sinema izleyicisinin gerçekliği düşünmeye de pek fırsatı olmuyor.
Sinemanın yapabileceklerini erken farkeden ve sabırla uygulamaya koyan Busby Berkeley, sinema müzikalinin temel taşlarından biri olarak görülüyor. Tasarladığı ve yönettiği sahneler senaryoya oturmasa da, gerçeklikten biraz uzak olsa da, ne gam. Zaten sinema hayal dünyası değil mi?
