Ana Sayfa  :  Gelişmiş Arama  :  English   :
   

Babel ****1/2

SinemaAmores Perros ve 21 Grams'la övgü toplayan paralel kurguların adamı Alejandro Gonzalez Inarritu, yeni filmi Babel'da 2 saatlik bir "kültür şoku" sunuyor.

Tahminimce filme başlarken Inarritu ve suç ortağı Guillermo Arriaga büyükçe bir Dünya haritasını açıp, her izleyenin kendini yabancı hissetmesini garanti edecek üç mekan seçmiş. Meksika, Fas ve Japonya. Bu seçimden sonra ikili, her bir mekana tamamen uzak arkaplanlardan yabancıları taşıyarak tepkilerini aktarmaya başlamış.

Meksika hikayesinin kahramanı bir dadı, yabancıları iki beyaz Amerikalı ufaklık. Oğlunun düğünü için Meksika'ya gidecek olan dadı, çocukların anne babası eve planlanan zamanda dönemeyince, onları bırakacak yer arar ancak bulamaz. Mecburen ikisini de peşine katıp Meksika'ya düğüne götürür.

Fas'ın yerlileri hayvancılık yapan bir aile, yabancıları iki Amerikalı turist. Faslı ailenin iki erkek çocuğu yeni alınan tüfekle oynarken otobuste bir Amerikalı turisti vurunca bu bölüm de ikiye bölünüyor. Polisten kaçanlar ve ölümden kaçanlar.

Japonya'da kültürel anlamda yabancı yok. Herkes doğma büyüme Japon ama hikayenin kahramanı genç kız sağır dilsiz olduğu için kendisini toplumdan dışlanmış hissediyor ve yukarıda belirtilen kültürel yabancılarla aynı sınıflamaya giriyor.

Inarritu senaryo karakteristiklerine ilaveten alışıldık teknik özelliklerini de sergiliyor. Önceki uzun metraj filmleriyle bağlantı kurmak mümkün ama benim aklım sürekli 11 Eylül olaylarını 11 kısa filmle işleyen 11'09''01'deki bölümüne gitti. O kısa filmde Inarritu, ekranı karartıp olay gününün telsiz ve radyo seslerini kullanarak tarifi mümkün olmayan bir baskı yaratmıştı. Aynı şekilde Babel da sinemada sesin kullanımı konusunda kaliteli örnekler içeriyor.

Üç hikayeyi bir arada anlatabilmenin ön şartı olarak kurguya gereken özeni gösteren Inarritu, sinemanın bu bileşenini de yabancılaşmayı ve aykırılıkları vermek için sınırlarına kadar kullanıyor. Filmin kurgucusunun Inarritu'nun önceki filmlerinin yanında, benzer yapıdaki Traffic ve Confessions of A Dangerous Mind'da da çalışan Oscar'lı Stephen Mirrione olmasının bunda payı olsa gerek.

Az yıldızlı, geniş (ve uluslararası) kadronun Fas bölümünde Brad Pitt yakışıklı genç adam imajından yavaş yavaş kurtulup oyunculuğunu sergilemeye devam ediyor. Yaşlandıkça sinemada yeri sağlamlaşacak. Karşısında Cate Blanchett'in rolünün tek sorunu kısalığı. Dakikalarca doya doya izlemek istiyor insan (neyse ki bu sezonu boş geçmiyor Cate).
Bölümde Faslı ailenin iki oğlundan küçüğünü oynayan Boubker Ait El Caid takdiri hakediyor. (kendisini bulana da ayrıca aferin)

Meksika bölümünde Inarritu'nun favorileri Adriana Barraza ile Gael García Bernal rol almış. Dakota Fanning'e benzeyen küçük kız ise kardeşi Elle Fanning. Japonya bölümünün başrolünü Rinko Kikuchi üstlenmiş.

Babel'a yakından bakınca birçok ufak hayat parçası görünüyor. Terörizm (Fas), kaçak işçiler (Meksika), ergenliğe geçiş (Japonya) gibi. Ama şöyle bir doğrulup büyük resme bakınca tek bir tema etrafında birleşiyor tüm anlatılanlar: Yabancılık. Inarritu, kendimize yarattığımız dünyanın dışında yaşayanlara karşı taşıdığımız önyargıları ve o dünyadan çıkınca nasıl kaybolmuş ve çaresiz hissettiğimizi tekrar yüzümüze çarparak uyanmamıza yardımcı oluyor.

Seçenekler

Trackback

Bu yazı için Trackback URL si: http://www.genetikci.net/trackback.php/babel

Trackback iletisi yok.
Babel ****1/2 | 0 yorum | Yeni
Aşağıdaki yorumların sorumluluğu gönderene aittir. Sitemiz herhangi bir sorumluluk kabul etmez.