Ana Sayfa  :  Gelişmiş Arama  :  English   :
   

Dün akşam bütün adaylarını dolaştım Altın Küre'nin - 5

Sinema

Komedi müzikal dalında ve sezon genelindeki favorilerimden ikisini sona bıraktım. Bu filmleri (Juno, Charlie Wilson's War) daha önce İngilizce olarak değerlendirmiştim ama bir de ana dilde tekrar edelim, seriyi bozmayalım.

Juno ****1/2: Nasıl ki anaakım Hollywood kendini savaş filmlerine kaptırdıysa, bağımsız sinema da "istenmeyen gebeliklere" bağlanmış durumda. Waitress ve Bella'dan sonra senenin üçüncü isteksiz anne adayı, lise öğrencisi Juno.

7-8 gebelik testinden cinsel deneyiminin istenmeyen bir sonuca doğru gittiğini kabullenen Juno, durumu ailesine, en yakın arkadaşı Leah'ya ve baba adayı Paulie'ye bildirir. Haberi alanların hepsinin yaşadığı şoktan en çabuk kurtulan Leah, Juno'ya seri ilanlardan bebeğini evlatlık edinebilecek bir aile bulması tavsiyesinde bulunur.

Seri ilanlardan Loring ailesine ait olanı diğerlerinin arasında öne çıkar. İlk ziyarette banliyö sakini, zengin Vanessa Loring, Juno'yu büyük içtenlikle karşılar. Ne var ki kocası Mark biraz daha isteksiz görünmektedir. Yine de kağıtlar imzalanır, evlatlık verme işlemleri başlar. Geçen aylarla birlikte Juno'nun hem karnı, hem sorunları büyür. Eşzamanlı olarak Loring ailesinin içişleri de karışmaya başlar.

16'lık anne Juno, yönetmen Reitman'ın bir önceki filmindeki sigara lobicisi Nick Naylor karakteri gibi, ne "biz bu filmi izlemiştik" diyebileceğiniz kadar hayatın içinden, ne de "yok olmaz o kadar da" diye düşündürecek kadar gerçekdışı. Başkarakterde hedefi göbeğinden vuran filmin senaristi Diablo Cody, yan karakter ve olayları da itinayla yerleştirerek temeli attıktan sonra iyi komedinin olmazsa olmazı akıcı diyaloglarla binayı tamamlamış. Tek sorunu sonunu biraz aceleye getirmek olan ilk senaryosundan Altın Küre adaylığı alan, Oscar adaylığı için gün sayan Cody'den ilerleyen yıllarda daha fazlasını bekliyoruz.

İstenmeyen gebelik filmlerinin faydası genç nesil aktrisleri vitrine çıkarması. Waitress'te Keri Russell, Bella da Tammy Blanchard'dan sonra, bir diğer genç aktris, Ellen Page, Juno'da ipleri eline alıyor. Kısa süre önce Hard Candy ile dikkat çeken Page, çoğunlukla komedi yeteneği ve gerektiğinde incelikli dramasıyla eleştirmen gözdeleri arasına giriverdi.

Ayakta alkışlanacak bir tercihle baba adayı Paulie ile üvey baba adayı Mark, Arrested Development'ın baba oğlu Micheal Cera ile Jason Bateman'a temsil etmiş. İkilinin karşılıklı sahnesi olmadığından aralarındaki kimyaya şahit olamasak da Cody'nin cümleleri ağızlarından döküldükçe keyfimiz artıyor. Hakeza, Juno'nun anne - babası olarak Allison Janney ile J.K. Simmons'ı izlemek de ayrı bir zevk. Juno'nun hamileliği karşısında sakin tavırları filmin genel tonunu etkiliyor. Jennifer Garner filmin tek soğuk karakteri olarak zorlu bir görevin altından kalkıyor.

Thank You For Smoking'le birlikte ikide iki yapan Jason Reitman şimdi zor bir görevle karşı karşıya. Üçüncü filminde ilk ikisinden iyi olmak zorunda. Hayran adayları olarak bekliyoruz ve beklerken keyifle Juno'nun film müziklerini dinliyoruz.

Charlie Wilson's War ****1/2: Sinema savaşları birçok değişik şekilde önümüze sürdü. Spielberg, Saving Private Ryan'da cepheyi ziyaret ederken, Schindler's List'te insanı öne çıkardı. Richard Fleischer Tora!Tora!Tora!'da Pearl Harbor baskınının planlama aşamasını incelerken, 30 yıl sonra Michael Bay saldırıya uğrayanların yaşadıklarını perdeye taşıdı.

Charlie Wilson's War'da Mike Nichols ve Aaron Sorkin bir başka yöntem deneyerek Vietnam'dan sonra Irak'tan önce yaşanmış, unutulmuş bir savaşa gidip oradan bugüne bakıyor.

Charlie Wilson (Tom Hanks) Texas ikinci bölge senatörüdür. Politik gücü, parası ve ofis dolusu güzel sekreterleriyle mutlu bir yaşam süren Wilson'ın gözü, bir parti sırasında televizyonda, Rusya'ya karşı savaşan Afgan savaşçıların arasından konuşan Dan Rather'a takılır. Amerika'nın bu savaşta Afgan'lara verdiği desteğin yetersiz olduğunu gören Wilson, bu görevin bütçesini arttırır.

Yaptığından memnun, içi rahat olarak hayatına devam eden senatör, Texas'lı zengin dul Joanne Herring (Julia Roberts) vasıtasıyla tekrar işe krışır. Herring Pakistan devlet başkanıyla görüşme ayarlar (evet o kadar etkili kendisi), başkan da savaşın etkilerini birinci elden yaşaması için Wilson'ı mülteci kampına gönderir. Gördüklerinden etkilenen Wilson, CIA ajanı Gust Avrakotos (Philip Seymour Hoffman)'un yardımıyla savaşı başlatır.

Filmin nasıl olacağı konusunda emin değildim. Yavaş diyalogları ve güçlü performanslarıyla bir Mike Nichols filmi mi, yoksa hızlı sahneleri ve esprileriyle bir Aaron Sorkin yapımı mı. Senarist Aaron Sorkin, ikilinin genç olanı, iyi bildiği senato topraklarında baskın çıkmış. Charlie'nin ekibi harekete geçti mi önlerinde durmak mümkün değil. Girişten sonra, Charlie'nin özel ve politik sorunları seyirciyi bir fırtınanın içine çekiyor ve son sahneye kadar durmuyor. "Yönetmen Mike Nichols" yazısını gördüğünüzdeyse "Nasıl yani? Daha yok mu?" demekten kendinizi alamıyorsunuz.

Birkaç içten diyalogun haricinde filmin Nichols'ü en çok andıran yanı parmak ısırtan kadrosu. Üç başrolün (Hanks, Hoffman, Roberts) dört Oscar'ı ve dokuz adaylığı var. Yine de film bir savaş filmi ve diyaloğun ve "rol kesme"nin çoğu baylara kalıyor. "İyi çocuk" Tom Hanks, ahlaki yönden sorunlu politikacıyı kahraman olarak sunarken pek zorlanmazken, Hoffman CIA ajanı Gust'ı bitmez bir enerji ve savruk bir komediyle canlandırıyor. Bayanlar tarafında; Roberts, Junebug'dan Oscar adayı Amy Adams ve geçen sene The Devil Wears Prada'da tanıştığımız komedyen Emily Blunt karakter geliştirmeye yetecek zaman bulamadığından biraz arka planda kalıyor.

Kadrosunda bu kadar yıldızla Charlie Wilson's War ister istemez ödül dedikodularında yerini aldı. Ne yazık ki, zekice yazılmış senaryosuna rağmen film Akademi için fazla hafif. Aynı şekilkde Hanks hariç roller de adaylık almak için yeterince uzun ve dramatik değil. Hanks'e ilaveten Sorkin'in uyarlama senaryoda Oscar şansı olabilir. Tabii Little Miss Sunshine'ın geçen sene dramaların arasında kaptığı adaylığı ve Judi Dench'in Shakespeare In Love'daki kısacık rolüyle aldığı Oscar'ı hatırlayıp ümidi kaybetmemek lazım.

Zaman herşeyi değiştirir derler ya hani. Düşünüyorum da, 10 sene önce bu bir "Kahraman Amerikalı" filmi kategorisinden "American Bond" olarak pazarlanırdı. (tabii Emily Blunt 14 Bond kızını oynamak için biraz genç kalırdı ama arayınca başkası bulunurdu bir şekilde). Şimdiyse, film komedinin altına gizlenmiş sert bir taşlama. Değişik bir politik film, eğlenceli bir film ve tartışmasız izlenmeyi hakeden bir film.

Komedi Müzikal bölümü genel değerlendirmesi: Birkaç hafta önce dramatik müzikal Sweeney Todd bu alanın kesin galibi gibi görünüyordu ama Juno'nun topladığı sempati tabelayı değiştirdi. En son Amerikan film eleştirmenlerinin üstadı Roger Ebert'in de Juno'yu senenin en iyi filmi olarak göstermesi bu alandaki şüpheleri kuvvetlendirdi. İzlemediğim Across The Universe büyük bir sürpriz yapmazsa ödül iki filmden birine gidecek. Küçük Juno, kazanırsa, geçen sene tüm iyi sinyallere rağmen müzikal Dreamgirls'e kurban edilen kardeşi Little Miss Sunshine'ın intikamını da almış olacak.

Komedi müzikal erkek oyuncuda beş tane çok sağlam aday var (Reilly'yi izlemedim ama iyi olduğundan eminim) Aralarından seçmek benim için zor ama burun farkıyla oyum Ryan Gosling'in Lars And The Real Girl'deki minimal oyunununa. Ödül verenlerin genel prensipleri devreye girmesi Johnny Depp'e yarayacaktır.

Kadın oyuncu dalında ödül Marion Cotillard-Ellen Page ikilisinden birine gidecek. Ödülü verenler Amerikan olsa Ellen Page favori olurdu ama Altın Küre'yi düzenleyen Yabancı Basın Birliği Marion Cotillard'a tepkisiz kalmayacaktır.

Seçenekler

Trackback

Bu yazı için Trackback URL si: http://www.genetikci.net/trackback.php/011308-blog-2

Trackback iletisi yok.
Dün akşam bütün adaylarını dolaştım Altın Küre'nin - 5 | 0 yorum | Yeni
Aşağıdaki yorumların sorumluluğu gönderene aittir. Sitemiz herhangi bir sorumluluk kabul etmez.