Ana Sayfa  :  Gelişmiş Arama  :  English   :
   

Dün akşam bütün adaylarını dolaştım Altın Küre'nin - 4

Sinema

Genelde dramaların yanında ikinci sınıf görülen komedi-müzikal dalı, bu sene de her sene olduğu gibi drama dalına göre daha fazla sayıda sevdiğim filmi içeriyor (2'ye karşı 1. Evet bu sezonki filmleri pek sevmedim).

Adaylardan 3'ünün müzikal olması ve senenin iyi komedilerinden bir kısmının onlara yer açmak için dışarıda kalması, müzikallerin içeriklerine göre bir dala yerleştirilmesinin ve komedi müzikal dalının komedilere bırakılmasının gerekliliğini tekrar hatırlatıyor

deyip sosyal içerikli mesajımızı da verdikten sonra gelelim adaylara.

Hairspray ***1/2: Fragmanlarda John Travolta'yı kadın kılığında görünce biraz önyargıyla yaklaştıysam da Hairspray Broadway'den perdeye iyi bir uyarlama.

Lise öğrencisi Tracy Turnblad'in hayali yerel televizyon kanalında yayınlanan dans programına katılmaktır. Annesi Edna'nın defalarca belirttiği üzere bu yolda en büyük engel, Tracy'nin normal ölçülerin dışındaki vücududur. Tracy annesine rağmen seçmelere gider ama programın eski güzellik kraliçesi ve güzellik bağımlısı yapımcısı Velma tarafından geri çevrilir. Üzüntüsünü içine atıp okula devam eden Tracy, okuldaki zenci çocuklarla arkadaşlık edip danslarını öğrenir.

Film bu noktadan sonra sosyal içerikle kalabalıklaşmaya başlıyor. Tracy'nin ve annesi Edna'nın fiziksel görünümleri yüzünden dışlanması ve buna karşı mücadeleleri bir yanda; zencileri istemeyen eski kafalılara karşı birleşmeyi savunan yenilikçilerin mücadelesi öte yanda. Amerika'yı etkileyen konuların tartışılması normal ama, klişelerin işgali filme puan kaybettiriyor. "Anneciğim şişman olsak da güzeliz" ya da "Zenciler de kardeşimiz ama" sahneleri mesajı gereğinden daha açık aktarıyor.

Hollywood'un yeni keşfi Nikki Blonsky Tracy rolünü üstlenmiş. Genç oyuncu filme kattığı enerjiyle Altın Küre adayları arsında yerini aldı. Kadronun gerisi tam bir yıldızlar geçidi. 30 yıl önce Grease'le ününe ün katan Travolta, Edna kılığında bacaklarını fazla konuşturamasa da abartısız ve kaliteli bir oyun çıkarmış. Karşısında Christopher Walken etrafında olan bitenden habersiz aile babası olarak sevimli, rakibesi Velma rolünde Michelle Pfeiffer 50 yaşında hala formunda, müzikallerin temel direklerinden biri haline gelen Queen Latifah bir kez daha görevinin başında, son olarak usta Allison Janney ve genç Amanda Bynes rahatlıkla karikatüre kaçabilecek rollerini derinleştirme çabasında.

Senaryosu fazla yükünden dolayı hafif sallansa da şarkıları ve dansları Hairspray'i eğlenceli ve izlenebilir kılmayı başarıyor.

Sweeney Todd: The Demon Barber Of The Fleet Street ***1/2: Bir diğer Broadway uyarlaması. Bu kez klasik müzikallerin ruhuna aykırı olarak karanlık bir hikaye ve karanlıktan hoşlanan bir yönetmenle, Tim Burton karşımızda.

Berber Benjamin Barker'ın mutlu yuvası, Londra'nın güçlülerinden yargıç Turpin karısına göz koyunca bozulur. Barker'ı tutuklatıp sürgüne gönderen Turpin, genç kadını elde etmek için işe koyulur. Barker, Sweeney Todd olarak sürgünden döndüğünde, eski evinin alt katındaki pastanenin sahibi Mrs. Lovett'ten karısının kendisini zehirlediğini, kızınınsa yargıç tarafından evlat edinildiğini öğrenir. Todd, en iyi kullandığı silahı usturasıyla alacağı intikama hazırlanır.

Bu sırada Todd'ın sürgünden beraber döndüğü genç denizci Anthony, yargıcın penceresinde gördüğü berberin kızı Johanna'ya aşık olur. Bunu farkeden yargıç genç adamı uyarı için dövdürse de aşkın engel tanımazlığı devreye girer ve Anthony Johanna'yı kaçırmaya karar verir.

Yolunda giden intikam planı, Sweeney Tood'ı Benjamin Barker olduğu günlerden tanıyan bir diğer berber Adolfo Pirelli'nin ortaya çıkmasıyla sekteye uğrar. Sırrını korumak için Pirelli'yi öldüren Todd, cesedi saklamak için Mrs. Lovett'in yardımına başvurur.

Dişine göre hikayeyi bulan Tim Burton, tüm karanlığıyla kabusunu tasarlamaya girişmiş. Dariuz Wolski'nin görüntü yönetimi, Oscar'lı Francesca Lo Schiavo'nın set, çifte Oscar'lı Colleen Atwood'un kostüm tasarımları adeta akademiye el sallıyor. Seyircisine şefkat göstermek gibi bir adeti olmayan Burton, cinayet sahnelerini de tüm görkemiyle resmetmiş.

Tüm bu teknik parıltıya rağmen Sweeney Todd'un genelde bilinen konusu işin tadını biraz kaçırıyor ve sekiz ila dokuzuncu cinayetten sonra yavaş yavaş, ne yazar John Logan'a ne yönetmen Burton'a mal edilebilecek, kumaşın kendisiyle alakalı bir can sıkıntısı baş gösteriyor.

Son yıllarda Hollywood'un en beğenilen yıldızları arasında kendine sessiz ve sakince yer açan Johnny Depp, bu kez sesini deniyor ve yakın zamanda Ewan McGregor, John C Reilly gibi meslektaşlarının geçtiği patikayı takip ediyor. Sesi genel olarak yeterli, NY Times'a göre tekniği de başarılı. Helena Bonham Carter ve Alan Rickman filmin kendi seslerini kullanan diğer iki yıldızı. Çizgi dışı Sir Pirelli rolü Sacha Baron Cohen'in tarzına uymuş. Tanınmamış Jayne Wisener ile Jamie Campbell Bower filmin iki genç aşığını canlandırıyor. Burton iki oyuncunun daha çok seslerini kullanmış, oyunculuk yetenekleri ikinci planda bırakmış.

Buffy The Vampire Slayer'ın gözcüsü Giles olarak tanıdığımız Anthony Stewart Head ve efsanevi Christopher Lee, ki seslerine ben kefilim, de filmde yer alacakmış, ama sahnelerini fazla bulan Tim Burton makasa başvurmuş. Netice itibariyle Head'in tek cümlesi hariç iki oyuncudan filmde eser yok.

Kamera arkası elinden geleni yapsa da filmin ana teması son üründeki önemini kaybetmiyor. Diğer bir deyişle, intikam peşinde koşan bir berber sizin için ilginçse filmi seveceksiniz, değilse kararsız kalacaksınız.

Unutmadan, benim gibi sakal traşıyla aranız iyi değilse filmden sonra jiletle randevularınızı seyrekleştirme ihtimaliniz yüksek.

Seçenekler

Trackback

Bu yazı için Trackback URL si: http://www.genetikci.net/trackback.php/011308-blog

Trackback iletisi yok.
Dün akşam bütün adaylarını dolaştım Altın Küre'nin - 4 | 0 yorum | Yeni
Aşağıdaki yorumların sorumluluğu gönderene aittir. Sitemiz herhangi bir sorumluluk kabul etmez.