Dün akşam bütün adaylarını dolaştım Altın Küre'nin - 2
Altın Küre töreni iptal edildiyse de ödüller baki kalacağından ve buranın aday ve galipleri Oscar'da tekrar karşımıza çıkacağından, adaylara devam ediyoruz. Dramadan başladık, oradan gidelim.
Michael Clayton ***: Julia Roberts, ilk ve tek Oscar'ını yıllar önce Erin Brokovich'te almıştı. Bu seneyse yakın arkadaşı George Clooney benzer bir filmle aynı ödülün önemli adaylarından biri olarak gösteriliyor.
Filme adını veren avukat Michael Clayton (George Clooney), büyük bir firmanın kirli işlerden sorumlu üyesi. Bir dava kötü gittiğinde, işler karıştığında Michael Clayton görevi devralıp (şiddet kullanmadan) arabayı tekrar düz yola çıkarıyor. Görevi gereği hep ikinci planda kalmaktan ve emeğinin karşılığı saygıyı görememekten yakınan Clayton, kendi restoranını açıp emekliliğin tadını sürmeyi hedeflese de işler beklediği gibi gitmeyince eski işine bağımlı kalıyor.
Oğluna yeterince zaman ayıramadığı için üzülen Clayton'ın hayatı, kazanılmak üzere olan büyük bir davada ortaya çıkan pürüzle karışıyor. Firma, müvekkili U/North firmasının ihmalinden dolayı hastalandığını iddia edip tazminat isteyen davacılara karşı sonuca yaklaşmışken başavukatlardan Arthur Edens (Tom Wilkinson) söylediği yalanların yarattığı vicdan azabına daha fazla dayanamayarak bir görüşme sırasında kendisini kaybediyor. Derhal olay yerine gönderilen Clayton, bir yandan yakın arkadaşını sakinleştirmeye diğer yandan U/North yöneticisi Karen Crowder'ı (Tilda Swinton) her şeyin yolunda olduğuna ikna etmeye çalışıyor.
Bourne serisini ve daha önceleri Armageddon'u yazan Tony Gilroy'un yazı yönettiği Michael Clayton'ın ne kadar "zeki" bir film olduğu tekrarlanıyor sürekli ama bana sorarsanız TV'lerde sürekli dönen avukat dramalarından çok da öne çıkan bir yanı yok. Büyük firmaya karşı küçük insanların savaşı her zaman sempati toplasa da (Erin Brokovich) bahsi geçen küçük insanlar ve bahsi geçen savaş olan bitenden oldukça uzak kalıyor. Yine de genel akışı itibariyle senaryoyu orta kararlar arasına koymak mümkün.
George Clooney, Michael Clayton rolünde bildik, tasasız oyununu tekrarlıyor. Eleştirmenlerin yüksek perdeden övgülerine rağmen çok özel, akılda yer edecek bir performans olduğunu düşünmüyorum. Tom Wilkinson sinir krizleri sebebiyle geliişime daha açık olan rolünde dikkat çekiyor. Chronicles of Narnia'da soğuktan hoşlanan Beyaz Cadı olarak izlediğimiz İngiliz Tilda Swinton'un soğuk görünümü rolüne pek yakışıyor. Usta yönetmen ve oyuncu Sydney Pollack ve Studio60'nin sempatik Suzanne'i Merritt Wever dikkat çeken küçük rolleri üstleniyor.
Tony Gilroy ilk yönetmenlik denemesinde yer yer ışıltılar saçsa da Michael Clayton ne iyi ne kötü, fena halde ortada bir film. Sürekli bahsedilen zeki senaryo ve muhteşem oyunculuk benim gözüme çarpmadı, siz rastlarsanız bana haber verirsiniz.
Atonement ***1/2: Ömer Seyfettin'in Kaşağı'sını okuduysanız Atonoment pek yabancı gelmeyecek. Seyfettin'in hikayesinde kırılan bir kaşağı ve suçlanan bir kardeş vardı; Ian McEwan'ın romanıysa bir taciz ve suçlanan bir bahçıvan etrafında dönüyor. Ortak payda vicdan azabı.
1930'lar İngiltere'sinde büyük bir konakta ailesiyle yaşayan yazar adayı Briony (Saoirse Nonan), bahçede ablası Cecilia (Keira Knightley) ve ailenin bahçıvanı Robbie'yi (James McAvoy) görür. Ne olup bittiğini bilmeden izlediği sahne ablası ve Robbie'nin tavırları nedeniyle küçük Briony'nin aklına bir kurt düşürür. Daha sonra konağa yemeğe davet edilen Robbie, Cecilia'ya aşkını itiraf eder. Çift kütüphanenin karanlığında ilişkilerini ilerletirken araştırmacı yazar Briony tarafından basılır.
İntikam fırsatı, gördüklerinden dolayı hem ablasına hem Robbie'ye sinirlenen küçük kızın ayağına gelir. Evde misafir olarak bulunan iki küçük afacan kuzen, ablaları Lola'nın (Juno Temple) disiplin sevdasına dayanamayıp kaçmaya yeltenince arama grupları geniş bahçeye dağılır. Bir diğer misafir Paul Marshall (Benedict Cumberbatch) karanlıktan faydalanıp Lola'ya tecavüz etmeye yeltenir ancak Briony yine tek görgü tanığı olarak mekana intikal eder. Faili tek bilen olmanın rahatlığıyla Briony Robbie'yi suçlayıp hapse oradan da savaşa gitmesine sebep olur.
İki sene önce Pride and Prejudice'le dikkat çeken Joe Wright, sinema bileşenlerini ustalıkla kullanmayı biliyor. Örneğin açılışta ve ilerleyen sahnelerde daktilo sesiyle müziğin arkaplanda birleşmesi Briony'nin yazarlığını ve filmin roman kökenini hatırlatan hoş bir ayrıntı. Seamus McGarvey destekli görüntü yönetimi kusursuz ve tabii Pride and Prejudice'ten aklımızda yer eden kesmesiz uzun planlar yine göz alıcı. Özellikle filmin ortalarına düşen, Robbie ve iki silah arkadaşının İngiliz ordusunun geri çekildiği sahilde yaptığı gezinti içerdiği figüranların sayısı, başkarakterlerin sürekli çerçeveye girip çıkması ve kamera hareketlerinin zorluğuyla tam bir teknik gövde gösterisi.
İngiliz oyunculardan kurulu kadronun ön saflarında Keira Knightley ve James McAvoy yer alıyor. İkisi de Altın Küre'nin aday listelerinde yer alsa da şansları az. Genç Saoirse Ronan filmden çıkan bir diğer aday. Vanessa Redgrave, Brenda Blethyn, Gina McKee ufacık rollerde tanıdık isimler.
Atonement teknik dallarda senenin en iyi filmlerinden, ama görsellik senaryoyla desteklenmeyince sinemadan pek tat alınmıyor.
