Ana Sayfa  :  Gelişmiş Arama  :  English   :
   

Dün akşam bütün adaylarını dolaştım Altın Küre'nin - 1

Sinema

Çıkmamış ve çıkmayacak kısmın özeti: Önceki senelerde toplu taşıma marifetiyle sinema salonlarını cengaverce ziyaret eden kahramanımız (genetikci), 2007-2008 sezonuna araba sahibi olmanın gazıyla hızlı başlamış, La Vie En Rose, Lars and The Real Girl, No Country For Old Men gibi erken çıkan filmleri bir çırpıda yalayıp yutmuştur. Ne çare ki, ilerleyen haftalarda bilimin çağrısına kulak veren genetikci, hem sinema salonlarından hem sitesinden uzak kalmıştır.

Yeni yıl gelip ödüller için yumurta kapıya dayanınca genetikci bir kez daha içgüdülerine kulak vererek sinemaseverleri haberden, yorumdan, bilgiden mahrum bırakmamak üzere görevinin başına döner.

Before The Devil Knows You're Dead ****1/2: Aday listelerinde boşa aramayın, bulamazsınız. Zira, drama bölümüne yedi aday tıkıştıran Hollywood Yabancı Basın Birliği (HFPA), ne yazık ki, 12 Angry Men'in yönetmeni Sidney Lumet'nin eski gücüne kavuştuğu filmini göz ardı etti. Ben yine de dayanamadım, anlatayım.

Before The Devil bir hırsızlık hikayesi. Amerika'nın ufak bir alışveriş merkezinde ufak bir kuyumcu soyulur. Kolay gibi görünen soygun, Murphy kanunlarının devreye girmesiyle kontrolden çıkar, silahlar patlar. Bu haliyle sıradan görünen soygunu anlatılmaya değer kılan ayrıntı, beste ve güftenin (plan ve uygulamanın), kuyumcunun sahibi çiftin iki oğluna ait olması. Paraya sıkışık ve planlarının ortaya çıkardığı sorunlardan dolayı fena halde gergin iki kardeşten birinin karısının diğer kardeşle yasak ilişki içinde olması da karmaşaya tuz biber ekiyor.

Soygun filminin tepe noktası ister istemez soygun anına denk geliyor. Sinemacının önünde iki seçenek var. Ya filmi soygunla açıp sonrasındaki olayları inceleyecek ya da planlamaya ağırlık verip silahlı kısmı sona bırakacak. Lumet ve senaristi Kelly Masterson, ikisinden de vazgeçemeyince, zamanın akışını bozan kurgu kaçınılmaz hale geliyor. Bu sayede duygusal zirveleri istediği yere koyan, detayları izleyiciye damla damla veren Lumet, gerilimi zirveye taşıyor.

Lumet'nin 60 yıllık tecrübesi filmin her anında göze çarpıyor. Before The Devil'in "kötü"leri, diğer yakın dönem suç filmlerindeki gibi küfrederek veya bağırarak güçlerini veya kızgınlıklarını belli etmiyor mesela. Philip Seymour Hoffman ve Ethan Hawke gibi iki usta oyuncuyu yakalayan Lumet, karakterlerinin hissettiklerini sessiz sedasız sahnelerle, kısık sesli konuşmalarla aktarıyor çoğu kez. Yan rolleri sahiplenen Albert Finney ve Marisa Tomei de aynı çizgiden şaşmıyor.

Ve 55 yıl 35mm filmle çalıştıktan sonra kısa süre önce dijital kamera kullanmaya başlayan 83'lük yönetmen, bu yeni teknolojiyi de hemen kavradığını üst sınıf görüntü yönetimiyle belli ediyor.

Eskinin suç filmlerini hatırlatan (Godfather serisi örneğin), Before The Devil Knows You're Dead ödül alsın almasın senenin en iyilerinden.

Eastern Promises ***: Suçla başladık, suçla devam edelim. Bu sefer mekanımız Londra, konumuz Rus mafyası.

Çalıştığı hastaneye kanlar içinde getirilen ve doğum yaptıktan sonra ölen Rus genç kızın günlüğüyle, bebeğin ailesini araştırmaya başlayan hemşire Anna, kendisini Rus mafyasının büyük isimlerinden Simyon'un karşısında bulur. Rus kökenli olduğu için Anna'ya sıcak davranan Simyon, günlüğü ele geçirmek için elinden geleni yapar. Amcasına günlüğü tercüme ettiren ve bu sayede Simyon ve oğlu Kirill'in kanundışı işlerinden haberdar olan Anna, mafyadan kaçmaya başlar. Simyon, genç kızın peşine şoförü ve tetikçisi Nikolai'i takar.

Aile bağlarından dolayı yine Godfather geliyor akla ama Cronenberg'in haydutları Corleone'lardan kat kat vahşi. Tercih meselesidir, belki gerçeğe de daha yakındır ama suç filmlerinde bolca kan ve şiddet kullanılması bana kolaya kaçmak gibi geliyor. Film boyunca şiddete doyduktan sonra filmin sonlarında, yani asıl etkilenmeniz gereken yerde, gördüklerinize tepki verememeye başlıyorsunuz. (Karşılaştırma yapmak isteyenlere Godfather'ın geneli ve Sonny Corleone'un vurulduğu sahneyi düşünmelerini tavsiye ederim.)

Fazla gerilip heyecanlanmayınca, konunun ve filmin pek çekiciliği kalmıyor. İyi kız kaçar, kötü adam kovalar formülünden bir kez koptuktan sonra, ne Vincent Cassel'in uçuk Kirill'i, ne Viggo Mortensen'in müthiş bir ağırlık ve karizmayla oynadığı Nikolai'i geri gelmeye ikna edebildi beni. Naomi Watts'ın masum yüzü de olmasa kalkıp gidecektim hani neredeyse.

Cronenberg'in filmi Amerika'lıların suç ve şiddet hayranlığıyla biraz değerinin üzerinden işlem görüyor. İlerleyen senelerde türün sevenleri hariç pek hatırlanacağını sanmıyorum (derken farkettim ki ben şimdiden bayağı unutmuşum).

Seçenekler

Trackback

Bu yazı için Trackback URL si: http://www.genetikci.net/trackback.php/010508-blog

Trackback iletisi yok.
Dün akşam bütün adaylarını dolaştım Altın Küre'nin - 1 | 0 yorum | Yeni
Aşağıdaki yorumların sorumluluğu gönderene aittir. Sitemiz herhangi bir sorumluluk kabul etmez.